|
İhsan KAMALAK
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
Araştırma Görevlisi
<<<geri || kaynakça>>>
[1][2][3][4]
Ekonomi yönetimi
bağlamında, gözden kaçırılmaması gereken diğer bir nokta da, Sosyal demokrasinin
ekonomide istikrar için hem uzlaşmayı hem de çevre sorunlarını birlikte ele
aldığıdır. Sosyal demokrasinin ekonomiye yaklaşımının kapsamlı olduğu, yani
ekonomi yönetiminin istikrar üzerine kurulu olduğu hem sosyal sınıflar arasında
uzlaşmaya olan hassasiyetinde (sosyal demokrat korporatizmi), hem de çevre
sorunlarını göz önüne alarak sürdürülebilir-nitelikli kalkınmayı tercih ettiği,
ileri sürülebilir. Sosyal demokrat korporatizmi olarak adlandırılan sosyal
sınıflar arasında uzlaşma üzerine kurulu ekonomi yönetimi İkinci Dünya Savaşı
sonrasında geliştirilmiş bir kavram iken, çevre sorunlarını göz önüne alan
nitelikli kalkınma 1980 sonrasında (SPD 1989’da Berlin Konferans ile programına
eklemiştir) Sosyal demokrasinin geliştirdiği bir kavramdır. Türkiye’de de son
zamanlarda sürekli dile getirilen sürdürülebilir kalkınma için, istikrar
ön-koşul ise, istikrarın ön-koşulu da sosyal sınıfların uzlaşma ile
sosyal-ekonomik politikaların oluşturulmasına (sosyal demokrat korporatizmi)
eklemlenmeleridir. Aksi takdirde, sosyal sınıflar arası çatışmalar baş
göstereceğinden istikrarsızlık ortaya çıkacak ve ekonomik kalkınmanın
sürdürülebilirliği sağlanamayacaktır. Bu da, (neo)liberallerin iddia ettiğinin
aksine Sosyal demokrasinin ekonomik kalkınmayı göz ardı etmediğini, bilakis
sosyal demokrat ekonomi yönetiminin kapsayıcı olduğunu ileri sürmemizi mümkün
kılmaktadır.
Toparlamak gerekirse,
serbest pazarı benimseyen Sosyal demokrasinin tanımlayıcı ögesinin sosyal
adalettir. Sosyal-ekonomik politikaları, Gray’in yaptığı gibi, Sosyal
demokrasinin tanımlayıcı ögesi olarak almak yerine (Sosyal demokrasinin
sosyal-ekonomik politikaları sosyal adalet bağlamında farklı konjöktürlerde, ya
da kapitalizmin farklı aşamalarında, farklılık göstereceğinden), ‘sosyal
adalet’i almamızın daha uygun olacağını ileri sürebiliriz. Aksi takdirde, hem
Sosyal demokrasiyi anlamamız zorlaşacak, hem de her sosyal-ekonomik politikalar
değiştiğinde, Sosyal demokrasinin de bittiği, değişime uğradığı (revizyona
gittiği) eleştirileriyle karşılaşmaktan kurtulunamayacaktır. Nitekim, sosyal
demokrat partilerin iktidar uygulamalarının incelenmesi sosyal-ekonomik
politikalarda farklılıklar olduğunu ancak sosyal adaletin hep merkezde kaldığını
göstermektedir. Küreselleşme sürecinde de sosyal adaletin Sosyal demokraside
varlığını koruduğunu ve bu yüzden de onun bittiğini/işlevini yitirdiğini iddia
etmek yanlış olacatır.
Sosyal demokrasi, serbest
pazar ekonomisini benimsemiş olsa da, serbest pazara yaklaşımı (neo)liberallerin
yaklaşımından farklıdır. En önemli farklılık, Keynesyen iktisat modelini
savunması değil, serbest pazar ile sosyal adaleti birlikte düşünmesidir. Sosyal
adalet bağlamında çalışan serbest pazar ekonomisinin daha istikrarlı
çalışacağına, yani sürdürülebilir-nitelikli kalkınmanın sağlanabileceğine
inanılmaktadır. Bu da, insan sermayesinin gelişimine katkıda bulunacağı için,
ülkenin/piyasanın küreselleşme sürecinde rekabet gücünü korumasında çok önemli
olduğu savunulmaktadır. Ayrıca, sosyal adalete yapılan vurgu, ekonomik
kalkınmanın önemsenmediği anlamına gelmez. Ampirik incelemelerin de gösterdiği
gibi, Sosyal demokrasi ekonomik kalkınmaya (üretim artışına) önem vermektedir:
refah devletinin varlığını devam ettirmesinde-geliştirilmesinde ekonomik
kalkınmanın altı sürekli çizilmiştir. Bu yüzden de, (neo)liberalizmin sadece
serbest pazara ve ekonomik büyümeye odaklanan dar yaklaşımına karşılık, Sosyal
demokrasinin ekonomi yönetimine yaklaşımı daha kapsayıcı olduğunu ileri sürmek
yanlış olmayacaktır. Bu yaklaşım da, sürdürülebilir-nitelikli büyüme ile
kavramsallaştırılmaktadır.
<<<geri || kaynakça>>>
[1][2][3][4]
|