|
İhsan KAMALAK
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
Araştırma Görevlisi
devam>>>
[1][2][3][4]
Bu çalışma, özellikle
liberal kamuoyunda çok yaygın olarak dile getirilen ‘Sosyal demokrasinin serbest
piyasaya olumsuz yaklaştığı ve sosyal adaleti her koşulda ekonomik kalkınmanın
önüne koyduğu ya da ekonomik kalkınmayı veya genel anlamda ekonomi yönetimini
ihmal ettiği’ görüşünün sorgulanması amacını taşımaktadır. Bu iddianın
sorgulanması bağlamında, ilk olarak sosyal demokrat partilerin farklı
konjöktürlerde izledikleri farklı sosyal-ekonomik politikaları da göz önüne
alarak Sosyal demokrasinin tanımı yapılmaya çalışılmaktadır. Daha sonra, Sosyal
demokrasinin ekonomi yönetimine yaklaşımı teorik ve ampirik olarak
incelenecektir. Bu noktaları irdelediğimizde, Sosyal demokrasinin sosyal adalet
ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiye yaklaşımını tartışma olanağı
bulacağız. Böylece, Sosyal demokraside değişim-devamlılık üzerine olan
tartışmalara katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Diğer bir deyişle, hem
neo-liberal hem de sosyalist çevrelerce dile getirilen Sosyal demokrasinin
bittiği/işlevini yitirdiği savını sorgulama imkanı verecektir. Bu çalışmanın
gerisinde yatan diğer bir neden de, Sosyal demokrasinin ekonomi yönetimi ve
sosyal adalet (gelirin yeniden bölüşümü) konularına yaklaşımını inceleyerek,
onun siyasal yelpazedeki yeri üzerine olan tartışmalara katkıda bulunmaktır.
Ancak bunlara geçmeden önce Sosyal demokrasinin tanımının yapılması, Sosyal
demokrasi ile ilgili sosyal adalet ve ekonomi yönetimi üzerine olan tartışmalara
katkıda bulunacaktır.
Sosyal demokrasiyi;
duruşunu netleştirdiği İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, ki daha önceki
dönemlerdeki iktidar uygulamalarının da bu tanımla uyumlu olduğu ileri
sürülebilir, kapitalizm içerisinde sosyal adaleti sağlamaya çalışan
ideoloji/siyasal hareket olarak tanımlayabiliriz (Kamalak 2004). Bu tanım bize,
Sosyal demokrasinin kapitalizm sosyalizm çekişmesinde kapitalizmi, dolayısıyla
serbest pazar ekonomi modelini, tercih ettiğini anlatmaktadır. Sosyal
demokrasinin tanımlayıcı ögesi, sosyal adalettir. John Gray (2000: 328-329) ise,
Sosyal demokrasiyi kamu açıklarıyla tam istihdamın sağlandığı, kapsayıcı refah
devleti ile eşitlikçi vergi politikalarının bileşimi olarak tanımlıyor. Gray’in
Sosyal demokrasi tanımı Keynesyen iktisat ve ekonomi politikaları üzerinden
yapıldığından, Sosyal demokrasinin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki duruşunu
diğer (Sağ) partilerden ayırt edici değil, çünkü o dönemde Sağ partiler de
Keynesyen iktisat modelini, kamu harcamaları ile tam istihdamın sağlanması,
uygulamaya çalışmışlardır. Örneğin, Almanya’da Hristiyan Demokratlar ‘sosyal
piyasa ekonomi’ modelini ortaya atmışlar ve refah devletinin gelişiminde önemli
rol almışlardır. Diğer bir deyişle, savaş sonrası dönemde sosyal demokrat
partilerle Sağ partiler arasındaki nüans fark, tam istihdam değil fakat, sosyal
adalete olan inançta ortaya çıkmaktadır. Sosyal adalete, serbest pazarın
işleyişini bozmadan farklı konjonktürlerde/dönemlerde farklı sosyal-ekonomik
politikalar kullanılarak ulaşılmaya çalışılabilir. Savaş sonrasında sağlanabilen
tam istihdam hedef iken,–ki, tam istihdamın sağlanması, sosyal adalet için çok
önemli olduğu tartışılmaz- bugün insanları iyi eğitimli kılarak farklı
teknolojilere/mesleklere geçebilme yetisine kavuşturarak (insan sermayesini
geliştirerek) uzun dönemli işsizlikten kurtarma da, küreselleşme sürecinde
sosyal adaleti sağlamaya yönelik bir politika olarak ele alınabilir.
Sosyal-ekonomik politikalar farklı, ama amaç aynı: sosyal adalet. Ancak, Sosyal
demokrasinin yaklaşımının, onun gibi serbest pazarı benimseyen
(neo)liberalizmden farklılığını ortaya koyabilmek için, bu tanımı biraz daha
açmamız gerekmektedir.
devam>>>
[1][2][3][4]
|